Eğer yerin on kat altında çalışan bir madenci evine bir kilo domates götüremiyorsa, o ülkede ekonomik döngüden söz etmek mümkün değildir.

Bir Madenci Evine Bir Kilo Domates Götüremiyorsa,

Alım gücü çökerken kalkınma söylemi bir illüzyondan ibaret

Bir ülkenin ekonomisi, rakamlarla süslenen tablolarla değil, vatandaşın mutfağındaki gerçeklerle ölçülür. Eğer yerin on kat altında çalışan bir madenci evine bir kilo domates götüremiyorsa, ekonomiden bahsetmek bir yanılsamadan öteye geçmez. Patron işçinin maaşını ödemiyor, devlet yöneticileri buna sessiz kalıyorsa, bu sadece vahim değil, aynı zamanda toplumsal çürümenin en somut göstergesidir.

Krizin faturası hep dar gelirliye

2018’den bu yana süren ekonomik kriz, enflasyonu patlatmış, fiyatları uçurmuş durumda. Son üç yıldır uygulanan “acı reçete” politikaları ise dar gelirlinin alım gücünde en ufak bir iyileşme yaratmadı. Emekli, asgari ücretli, çiftçi, işçi ve memur; yani toplumun omurgasını oluşturan kesimler, her geçen gün daha fazla sıkışıyor. Ekonomik büyüme rakamları kağıt üzerinde yükselse de, pazarda file dolduramayan vatandaş için bu rakamların hiçbir anlamı yok. Krizin yükü, her zamanki gibi en zayıf halkaların sırtına bindirilmiş durumda.

OYAK Çimento’ya EcoVadis’ten Bronz Madalya
OYAK Çimento’ya EcoVadis’ten Bronz Madalya
İçeriği Görüntüle

Faiz ve yatırım çıkmazı

Faizin yüksek olduğu bir ortamda yatırım olmaz. Parası olan üretime değil, paradan para kazanmaya yönelir. Reel sektörün yatırım iştahı kırıldığında işsizlik artar, üretim düşer ve ülke ekonomisi kısır bir döngüye girer. Bu döngüde kaybeden her zaman dar gelirli olur. Yatırımın olmadığı yerde kalkınma da olmaz; sadece günü kurtarmaya yönelik politikalarla toplumun geleceği ipotek altına alınır.

Gerçek gündemden kopuk yönetim

Bu ülkeyi yönetenlerin halkın gerçek gündemi olan ekonomiden bu kadar kopuk olması kabul edilemez. Vatandaşın derdi geçim derdidir: sofraya koyacağı ekmek, çocuğuna alacağı süt, pazardan alacağı domates… Eğer yönetim bu gerçeklerden uzaklaşıp başka gündemlerle oyalanıyorsa, toplumun güveni zedelenir. Ekonomik gelişme, ancak dar gelirlinin alım gücünü artırmakla mümkündür. Aksi halde rakamlarla süslenen tabloların ardında derin bir yoksulluk ve adaletsizlik gizlenmeye devam eder.

Bugünün Türkiye’sinde en büyük sorun enflasyon değil, alım gücünün çöküşüdür. Çünkü alım gücü çökerse, umut da çöker. Ve umut çöktüğünde, hiçbir ekonomik program, hiçbir büyüme rakamı toplumu ayağa kaldıramaz. Kağıt üzerinde Enflasyon rakamlarını düşürmenizin hiçbir anlam ifade etmediğini görmeniz gerekiyor. Rakamlarla süslenen tabloların ardında derin bir yoksulluk ve adaletsizlik gizlenmeye devam ediyor. Çünkü vatandaş bu ekonomik sıkıntıyı derinden hissediyor. Ne yaptığınızı görüyor.